
Yine bir kıyamet senaryosu. Yeni vizyona giren 2012 fliminden bahsediyorum. Daha sonra bu kıyamet işiyle ilgili bir şeyler söyleyeceğim. Şu an benim anlatmak istediğim; daha doğrusu sorduğum: "Ya Iskalarsa!"...
Yırttık mı yani o zaman?
Biz ve güzel dünyamız kurtuldu mu?
***
Flimi izlemedim, izleyeceğim kısmetse; güzel sinema efektleri varmış.
Mutlaka kendini dünya için feda eden kahramanlar da vardır.
Birçok filmde, çoğu Amerikalı olan bu kahramanlar; insanlık için kendilerini feda ederler.
Ah o mübarek insanlar olmasa; ne uzaylılardan kurtulabilirdik, ne de canavarlardan.
Eksik olmasınlar; çok paçamızı kurtardılar çok...
Saddam'da bile onlar kurtardı bizi; yoksa nükleer bombalarıyla bizi bombalayacaktı. Gerçi nükleer bir şey bulunamadı ama, olsun; o yapardı ...
***
Biz gelelim esas konumuza; "Ya Iskalarsa"...
Ya 2012'de kıyamet olmazsa?
***
Asıl dert bu dostlar...
İnanın o zaman başımız daha çok belada ama farkında değiliz...
Uzaydan bakınca masmavi gözüken dünyamız; uzay boşluğunda yolculuğuna devam eden maviş bir gemi aslında. Biz de yolcularıyız.
Giriş bileti falan ödemedik bu yolculuk için...
Bir erkek ve bir kadın; "ahanda bir kişi daha lazım, gel "dediler, geldik.
Gele gele, gelmeye devam ediyoruz...
Geminin yolcu kapasitesinden kimsenin haberi yok...
Biz gelmeye devam ettikce,bizim yerimize başkaları terk ediyor gemiyi; ama bizim haberimiz yok.
Bizim kıçımız şimdilik kuruda ya; gerisini salla gitsin...
Bazıları VIP sınıfında yolculuk ediyor; koca kıçları kaç kişilik yer işgal ediyor kimbilir. Ne kıçlarının ölçüsünü bilen var nede iştahlarının..
Bazıları da kaçak yolcu sınıfından; nefes aldıkları bile duyulmamalı, değil karın kurultuları...
***
En iyi ölüm hızlı ölümmüş.
Yok denemedim; çok flim seyrettim oradan bilyorum.
2012 ıskalamazsa; hızlıdan top yekün gideriz.
Yok ıskalarsa; yavaş yavaş ölürüz ama bundan haberimiz bile olmaz.
Olsa şimdi olurdu.
Yaşlı, maviş gemimizin belki son kullanma tarihine daha zaman var; fakat biz süresi dolmadan bozmaya başladık. Motor teklemeye başladı, haberimiz yok; kaporta çürüyor, su almaya başladı; bu sene yağmurlar çok yağıyor deyip geçiyoruz.
2012'de bizim maviş; bir yere çarpacak mı? Yoksa bizim gemiye mi çarpacaklar diye kafa yoruyoruz da; mavişe bakım yapmak lazım, çok hor kullanıyoruz diyen yok...
Varsa da duyan yok...
Varsa da umurunda olan yok...
***
Küçük zevklerimiz için, büyük şeyler feda ediyoruz...
Çizerin de çizdiği gibi; "bir kürdan için, bir ağaç" götürüyoruz...
Ya 2012 Iskalarsa?
Balkon
komik, resimDünyadan
resimTunceli'liler Yanlış Yapmışlar!
TBMM’de CHP adına demokratik açılım konusunda yaptığı konuşmada, 1938 Dersim isyanlarıyla ilgili sözlerinden dolayı Tuncelililerin tepkisini çeken CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Hitlere benzetilen fotoğrafları çoğaltılarak Tunceli sokaklarına asıldı.Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu tarafından asılan fotoğrafta Öymen, Hitler’e benzetilerek üzerine Türkçe, İngilizce ve Tunceli yöresinde konuşulan Zazaca dillerinde kırmızı harflerle ‘Bu adam aranıyor’ yazıldı. Tunceli’de ana cadde ve sokaklara asılan resimlere görenler ilgiyle bakıyor. (Mynet)
Cem Yılmaz'ın Yoga Yorumu
komik, videoCem Yılmaz, Yoga ve benzeri uzak doğu akımlar konusunda fikirlerini; sahnede kendine has uslubuyla yorumluyor. Bu gösterinin dvdsi var bende harika bir şey. Tavsiye ederim. O bu işin ustası; sahneye enerjisini, zekasını çok iyi yansıtıyor. Kıskançlıktan dolayı eleştirilsede; ki eleştirenler kendileirni küçük düşürüyor, iyiki varsın CMYLMZ.
Mevlana'dan
Hz. Mevlana, pornoBayan Şöför!
komik, resim
Bayanlar kızmayın hemen; başlığın bayan şöför olarak yazmama!
Şöför bayanda o yüzden öyle şeyettiydim. En azında tavandaki çanta bayan çantası.
Bu arada arabanın tavanındaki bi sürü eşyayı dökmeden trafikte araba sürmekte büyük maharet yani...
Kahve bile dökülmemiş; tebrikler...
***
Laf aramızda aynı salaklığı bende yapmıştım bir kaç sene önce!
Titreyen Göl'de biraz dolaşmıştık,arabayı açarken, dalgınlıkla arabanın üstüne güneş gözlüğünü koymuştum, (hangi akla hizmetse) gözlüğün gidişi olmuştu.
Hem ben bir kaç dakika sonra fark ettim, gözlük tavandan düşmüştü...
O yüzden bayanı tebrik ettim, ben bi gözlüğü bile tavanda tutamadım; hellal olsun bayan şöföre... Milet bu kadar eşyayı; iple bağlar yine, döker.
Hitler Teknik Direktörmüş!
Anketi düzenleyen şirketin CEO'su Jim Panton yaptığı açıklamada, "Çocukların anketteki bazı cevapları bizi şok etti. Okul çağındaki çocuklar ülkemizin geleceği ve onların tarihi öğrenmesine yardımcı olmak bizim görevimiz" dedi.
***
Az kaldı çocuklar; biz yakalayamasakta, siz yakalayacaksınız bu Avrupalı veletleri...
Az kaldı çocuklar; siz yeneceksiniz "bu tek dişi kalmış canavarı".
Yurdum İnsanı
komik, yurdum insanıParti Monarşisi!
Demokrasinin, Cumhuriyetin; en önemli enstrümanlarıdır partiler.
Fakat bizim Cumhuriyetimizde; bize demokrasi getirmesini beklediğimiz, ümit ettiğimiz partiler; monorşi ile, krallık ile yönetilir.
Ölene kadar başkanlık sistemi vardır; bizim parti ve lider anlayışımızda.
Allah'tan henüz babadan oğula geçme sistemi, parti seçim sisteminde yerini almadı.
Gerçi bu birkaç kez denenmedi değil hani; bi ara Erdal İnönü'den medet umuldu, sonra Aydın Menderes denendi, ara ara da Ahmet Özal ismi ortaya atılır, Tuğrul Türkeş ise henüz pusuda bekliyor.
Allah'a şükür Atatürk'ün çocukları yoktu; diğer isimlerin çocukları bile babalarının ismiyle bu kadar prim toplarken, siz birde Mustafa Kemal Atatürk'ün oğlu olma gücünü görün.
***
Babalar ve oğulları dizisini, bir kenara bırakalım da en son; demokrasi örneğimize bakalım.
Olay özetle şu: Bir partinin genel başkanlık seçimi var. Fakat şimdiki Genel Başkanın seçilmesi, parti tüzüğüne göre imkansız. Çünkü Partiyi kuranlar, Partiyi kurarken düşünmüşler ki; "bu demokratik bir parti olsun, lider sultası olmasın; o yüzden 5 kere üst üste biri seçilemesin". İyi düşünmüşlerde hesaplayamadıkları bi şey var bizim partiler en çok demokrasi önündeki değil, saltanat önündeki engelleri aşmakla mağirdir. Seçimden önce tüzük değiştirildi ve mevcut başkanın, 6. kez seçilmesi önündeki engel kaldırıldı.
Önemsiz olsada bir engel daha vardı...
Bazıları seçimin sözlük anlamına kanarak seçimde aday olabileceklerini düşünmüşler ve aday olmuşlardı!
Önce Hükümet tehtid edildi bu konuda medya aracılığıyla. Adaylar Hükümetin adamı ilan edildi!
Hünkara muhalif olmuşlarsa; bunun başka bir izahı nasıl olabilir ki zaten... Sizi gidi, parti düşmanları, hatta ülke düşmanları, işbirlikçiler sizi...
Hatta iş iyice sağlama alınarak; adaylardan biri polis marifetiyle evinden dışarı bile çıkarılmadı. Ne olur ne olmaz belki seçime falan girer diye...
***
Artık bütün tedbirler alındığına göre seçim başlayabilirdi.
Başladı...
Ve Başkan forever...
Seçime tek başına giren başkan, ezici bir çoğunlukla, yine başkan...
***
En büyük ve tek marifetleri, koltuklarını korumak olan liderlerden ve liderlik anlayışından kurtulmadıkca; Türkiye demokrasiyle tanışamaz...
Bu millet, önüne zorla dayatılan adaylardan, seçim yapmak zorunda bırakıldı; "tekten seçmeli"demokrasiye mahkum oldu senelerce.
Birde okullarda ders olarak okutmazlar mı; 1 Kasım 1922 de saltanat kaldırıldı diye!
Hani bir şarkı vardı. Tam olarak nasıldı hatırlayamadım. Galiba Ahmet Kaya söylüyordu.
"Bir ölür, bin doğarız" diye!
Ahanda bu olsa gerek; bir saltanat kalktı; yerine parti başı bir saltanan doğdu...
Roman Abramovich'in Restaurant Fişi!
Yok, yuh yani New York'ta bi restauranda yemek yemek için kadar para verilirmi?
O para kaç işçinin, kaç maaşı?
O para daha hayırlı yerlere harcansa vs...
Gibisinden şeyler söylemeyeceğim.
Kimim parasını nereye ve nasıl harcaması gerektiğini söylemek durumunda değilim. Bu haddimi aşma payımın olduğunu hiç sanmıyorum.
Benimkisi sadece zenginin parası, züğürtün cenesini yorar babında...
Bu arada dikkat ederseniz fiyatı artıranda şaraplar. 3 şişe şaraba 35 bin dolar vermiş.
Şarapta bizi bozduğuna göre, bence özenilecek bi şey de yok hani...
Bir Eşeklikte Sen Yap
duvar kağıdı
Bir soru kendinzi hangi hayvanla özdeşleştirirsiniz yada hangi hayvanları seversiniz?
Cevapları tahmin etmek kolay; aslan, kaplan, kedi, köpek, bülbül. kanarya, kartal, panter, leopar, serçe, kobra, arı, boğa, koç, at vs...
Kimse yada çok az kişi; zürefa, inek, yılan, katır, çakal, tilki, karga vs... der.
Birde eşek...
Nasredin Hocamızı taşımasa pek adını anmayacağız bile. Oysa atalarımızla uzun vakit geçirmiştir, bu uzun kulaklı yaradık.
Benim dedeminde bir eşeği vardı. Tek hatırladığım; üzerine binmek için ilk denememde düşmem! Bir de rengi dedemin deyişiyle "boz" dı. Adı da buydu herhalde, yanlış hatırlmayorsam "boz eşek" derdik o na. Başka ne adı olabilirdi ki. Ona şöyle alangirli, janjanlı bir at düşünmeye bile zaman harcamadık hiç. Bozsa; boz eşek, karaysa; karakacan. Oysa evdeki diğer hayavanlara neler neler seçtik isim olarak. Fırtına, kara yel, rüzgar, siyah inci vs. İsim üzerine değil düşünmek, ev halkı arasında tartışmalar bile çıkar çoğu zaman. Ama o, genelde karakacandır...
Yok eşek haklarını koruma derneği falan kuralım demeyeceğim. Yada "Hepimiz Eşeğiz" pankarları hazırlayım sokağa dökülelim, eşeğe saygı yürüyüşü yapalım hiç demeyeceğim.
Yine de bari bir wallpaper kıyağı çekelim derim.
Masa üstüne bir kaç günlüğüne, bi eşek resmi koysak.
Haha, resimde yukarıda...
Ben koydum...
Sende dene...
Hadi bir "eşeklikte" sen yap....
RollsRoyce
New York’ta bir bankanın önünde duran son model RollsRoyce otomobilden
inen adam, hızlı adımlarla bankaya girdi ve önüne çıkan ilk görevliye, bireysel kredi icin başvuruda bulunmak istediğini söyledi. Görevli onu, müşteri temsilcisine götürdü. Adam, çok acele bir iş için Avrupa’ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beş bin dolar krediye gereksinim duyduğunu söyledi.
Müşteri temsilcisi kısa bir araştırma yaptıktan sonra döndü. “Ticarî ve malî sicilinizi inceledik. Bu krediyi almanız için bir engeliniz yok” dedi ve ekledi: “Fakat bir konuyu belirtmeliyiz. Bizim bankamızla daha önce hiç çalışmamışsınız. Banka olarak sizi resmen tanımıyoruz. Bu nedenle, söz konusu krediyi verebilmemiz için karşılığında sizden bir teminat almak zorundayız.” Adam cebinden RollsRoyce’un anahtarını çıkardı, bankanın müşteri temsilcisine uzattı: “Cok acelem var, uçağa yetişeceğim” dedi. “Kapıdaki Rolls Royce’umu teminat olarak alabilirsiniz.” Kredi işlemleri çok hızlı bir biçimde tamamlandı. Banka Rolls Royce otomobili bankanın garajına çekti, adama da beş bin dolar krediyi verdiler.Müşteri temsilcisi, kişisel merakını gidermek için bir hafta boyunca özel bir araştırma yaptı ve bankalarının bu yeni müşterisinin çok büyük bir iş adamı ve çok büyük bir servet sahibi olduğunu öğrendi. Bir hafta sonra adam yeniden gelip, borcunun ana parası beş bin dolarla, bir haftalık faizi dokuz buçuk doları ödedikten sonra, müşteri temsilcisi bir türlü yenemediği merakının dürtüsüyle sordu: “Sizin, çok büyük bir iş adamı ve çok büyük bir servetin sahibi olduğunuzu öğrendim.” dedi. “Yalnızca kişisel merakımdan soruyorum. Lütfen söyler misiniz, sizin için çok küçük bir miktar olan beş bin dolarlık krediye neden gereksinim duydunuz?” Adam hafifçe gülümsedi: “Siz de bana lütfen söyler misiniz?” dedi. “Böyle lüks bir otomobili, New York’ta hangi kapalı garaja, bir hafta boyunca dokuz buçuk dolara bırakabilirsiniz?!”
***
Para kazanmak başlı başına bir yetenek...
Kişi; çok çalışkan olabilir ve de çok çalışır.
Para kazanmayı çok isteyebilir vede çok hırslıdır.
Eline imkanlar ve fırsatlarda geçmiştir.
Gel gör ki; o işin, kişisi değildir...
Olmayınca olmaz ya hani, işte öyle bir şey...
William Shakespeare'den
berceste
Sevgisinin kepaze edilmesine,Kanunların bu kadar çabuk yürümesine,
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek,
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belâlara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanı?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden,
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
Ama sus, bak güzel Ophelia geliyor.
Peri kızı dualarında unutma beni,
Ve bütün günahlarımı...
...
Hamlet'den
Niye indin lan dağdan!
Birileri geldi.
Sınırın ötesinden.
Güneydoğu tarafından.
Kimisi 34 diyor sayılarına, kimisi 8. Kimileri barış geldi diye otağ kurdu alaylar çekti.
Kimileri sevindi milletimize barış gelecek diye. Milletin çocukları boşu boşuna kırılmayacak diye.
Kimileri milleti buldu, kalablığı gördü, çıktı kürsüye; esti gürledi.
Kimileride neden geldiniz dedi "milletin kürsüsünden".
Kimileri demogoji sanatını konuşturdu; dolaştırdı dolaştırdı lafı. Ez cümle "neden geldiniz, neden silah bıraktınız, hadi geldiğiniz dağa" deseydi, daha iyi anlardı milet.
***
Bir kavgada herkes attığı yumrukları sayar.
Misal Boks maçında bunu sayan hakemler vardır. Kim fazla sümsük vurmuşsa diğerinin suratına, onu galip ilan ederler.
Bir kazan vardır boks maçı sonucunda sayılan yumruklara göre. Sonuçta birtane fazla atmış olsanız galipsiniz. Ya yediğiniz yumruklar. Maçın sonucunda kimin eli havaya kaldırılırsa kaldırılsın; dayak yemişsinizdir, ama az ama çok...
Kazanan daima hiç yumruk yemeden seyre dalan organizasyonlardır. Boks maçını organize edip, bilet neyin satanlar zevkle seyreder, boksörlerin birbirini bataklamalarını...
***
25 yılıdır, bir hesaba görede 86 yıldır, evlatlarımızın eline silah tutuşturup dağa yolluyoruz. kah oradan, kah buradan...
Bu millet vakurdur; vatan için dökülen kanın, verilen canın hesabını tutmaz. Yüreği yanar, yangını bastırmak için sinesini döver. Yinede şikayet etmez. Eline Kur'anını alır şehidin başına okumaya gider...
Başkasının evlatlarıda dağa çıkmaya devam eder. Ayakları üzüerinde elinde tezkeresiyle evledına kavuşan şanslıdır. Şükrünü eda eder. Susar...
Yeter artık, bizim evlatlarımızı niye dağa çıkarıp duruyorsunuz. Neden 25 yıldır bu işi çözemediniz diye sormazlar...
Vakti gelince düğün dernekkurulur evlatlar dağa yolcu edilir. Belkide ana babnın göreceği son düğün dernektir bu...
Birileride böbürlenir, birileri, koşa koşa, güle oynaya, çalgıyla çengiyle, bir emirleriyle ölüme koşuyor diye...
***
Sonuca gelecek olursak:
Yok yok uzun uzdıya yazmayacağım; sonuc çok basit aslında...
Dağa çıkılmayacak, tetiğe basılmayacak.
Birsinin evladı elde silah dağa çıkmazsa, birisinin evladı da elde silah onun peşinden gitmez.
Sonuç; sıfır kayıp...
Ne kadar basit değil mi?
Hadi be sende, nasıl olacak bu diyeceğinizi biliyorum.
Evet basit, millet için basit...
Zor olan millete beni seç diye yalvaranların işi.
Mağaret burada.
Politik zeka, politik kabiliyet burada.
Eh politikayı; ne etliye ne sütlüye bulaşmamak olarak yorumluyorsan, çözümün zor olduğunu görüp çözümsüzlüğe oynuyorsan, kısacası işi çözmeye tıpan yetmiyorsa; Dağdan inenlere "hop niye iniyorsunuz, niye silah bırakıyorsunuz lan, çıkın dağınıza, bizim dertsiz başımıza iş açmayın "dersin.
Faturayı seni oraya gönderen millete kesmek varken, sen niye ödeyesin ki?
Di mi? Akıllı ve tıpasız vekilim benim!..
Beni Koruyun!

Yetişkinler ;
Çocuğun Cinsel İstismarı Nedir?
Kimler Çocuğa Cinsel İstismarda Bulunur?
Hangi Yaştaki Çocuklar Cinsel İstismardan Daha Fazla Etkilenir?
Çocuklar Cinsel İstismara Uğradıklarını Söylerler mi?
Çocuğun Cinsel İstismara Uğradığını Gösteren Belirtiler Nelerdir?
...
Okuyun, okutun! http://www.benikoruyun.com/
Acaba?
Ermenistanla tarihi bir protokol imzaladık. Daha önceki yazılarımı okuduysanız; komşu ülkelerle
Osmanlı Fobi!
Osmanlı hanedanının son temsilcisi Şehzade Ertuğrul Osman Osmanoğlu, on binlerin katıldığı, dualar eşliğinde ebedî istirahatgâhına uğurlandı. Şehzadenin tabutu, Kabe örtüsünün bir parcasına sarılmıştı, cenaze katılan biride resimde gördüğünüz Türk Bayrağını tabuda serdi.
Bu bayrak birilerine batmış olacak ki; akşam Haber Türk kanalındaki, Tarihin Arka Odası adlı programa katılan Suldan II Abdülhamit Han'ın torunlarına bayrağın hesabını sormaya kalktı. Tebessümle ve şaşkınla geçiştirdiler şehzadeler soruyu. Belli ki nelerle karşılaşacaklarına hazırlar, alışıklar.
Şimdi efendim; Şehzade Ertuğrul Osman Osmanoğlu vasiyeti üzerine, Türk Devletinin kanun gereği özel izniyle dedesi Sultan II Abdülhamit Han'ın türbesinin yanına defn edilmiştir. Bu türbe yine malumunuz büyük dedeleri Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin fetihleriyle vasıtasıyla milletemize yadigar kalmıştır. Bu ve buna benzer sebelerlendir ki onbinler, dedelerinin hürmetine şehzadeyi uğurlamaya gelmişlerdir. O onbinlerden birinin serdiği şanlı bayrağımızda; yine Şehzadeenin büyük dedelerinden Sultan III Selimden bize yadigardır. Onun zamanından beri bu bayrak namusumuzdur. Şimdi O bayrağı Sultanın torununun tabutuna sermenin neresi kötü? Vicdanı olan konuşsun lütfen...
Bir abuk subuk soruyu daha söyleyeyim bahsi bitireceğim. Densizin biri "şehzadelere siz hangi millettensiniz?" diye sordu. Yani kendinizi "Osmanlı mı, Türk mü" görüyorsunuz? demek istemiş. Cevap; "bu nasıl soru şimdi" oldu, yine tebessümle.
Ben cevaplayayım
Bir; Osmanlı diye bir millet yok.
İki; bari sana resmi tarihin okuttuğu ilkokul tarih kitaplarına baksaydın da böyle saçmalamasaydın. Ne yazıyor o kitaplarda mealen; "Oğuz Türklerinin, Kayı boyundan gelen Osman beyin kurduğu beyliğin adı Osmanlı beyliğidir."
***
Bütün bu saçma soruların sebebi, Osmanlı Fobidir. Bu korkuyu bize resmi tarih aşıladı. Saltanadı kaldırdık, Padişahları kovduk naraları atıyor bu kitaplar. Korku tohumları ekiyor çocuıkalırmızın dimağlarına.
Söyleyin Allah aşkına İstanbuldan sürülürken, Saltanın bir ayak diremesini duydunuzmu. Olsaydı bu kitaplarda mutlaka yazardı zaten.
Peki gittikleri yerlerden, Türkiye aleyhine, Türkiye devleti aleyhine, Cumhuriyet aleyhine bir fiiliyatta bulunan, bir söz söyleyen Saltanat mensubu var mı? Yok dimi... Olsaydı zaten çarşaf çarşaf yazarlardı, merak etmeyin...
Saltanan, yaşadıkları bunca şeye rağmen, içerde ve dışarda kimsenin ağzına sakız olacak, koz olacak hiç bir eylemde bulunmayarak, asaletlerini göstermişlerdir. Türkiyenin iç ve dış politikasına hiç bir zaman müdahil olmamışlardır.
Olsalardı yazarlardı... Mutlaka okuturlardı zaten:)
***
Yinede Saltanat fobisi o kadar güzel kullanıyorlar ki. Bunca materyal azlığına rağmen, hala Saltanan gelecek, Cumhuriyet yıkılacak türküsünü söyletebilyrlar ya, bravo doğrusu...
Hiç bir suçu olmayan insanlar bu fobi yüzünden suçluymuş muamelesi görüyorlar.
Dedesinin toğrağına gömülmek, dedesinin bayrağına sarılmak suç oluyor...
Biraz ayıpta olmuyor mu?
Hz. Yusuf (a.s.) Flimleri
Bizim hotelde, bir kaç personel ramazan ayı boyunca bir tv kanalında devam eden Hz. Yusuf' (a.s.) hayatını anlatan dizi flimi aksatmadan her gün takip ediyorlar. Turizm işiyle iştigal eden personelin bu ilgisi hoş aslında.
İiftardan sonra bizim Hz. Yusuf ekiminden birkaç kişi yine tv başında, tarihi bir flim izliyorlardı. Sorunca "buda Hz Yusuf flimi ama bu başka. Fakat kafamız karıştı bu başka bi şey anlatıyor sanki" dediler. Dikkatimi çekti bende biraz izledim, bir kaç tane aktörde tanıdık geldi doğrusu, hele birisi Hollywood flimlerinde bile iyi roller alan bir aktör. Özelikle içinde yahudi olan flimlerde murtlaka rol alır! Anlayacağınız gibi bu, yahudiler tarafından çekilen ve kendi inançlarına göre Hz. Yusuf' (a.s.) anlatan bir flim.
Yani bizim tv'ciler Müslümanların en kutsal saydığı gecede, tabiir bağışlayın belki anlarlar diye yazıyorum; İslam alemin nummer one, top 10 listesindeki 1 numarası olan gecede, yahudilik inançlarını anlatan bir flim...
Müslüman mahellesinde, salyongoz satıyorlar...
Pes vallahi...
***
Yok bunda bir art niyet aramıyorum; bu olsa olsa cahilllik...
Tamam bilmiyor olabilirsin...
İslamiyet ilgini çekmemiş olabilir şimdiye kadar...
Fakat bari ticaret kafasıyla düşün be adam ( ya da kadın); insan en azından itap ettiği pazarı, kitleyi tanır.
Bir ürünün talep görmesini, bir flimin izlenmesini istiyorsan; önce hitap edeceğin kitleyi tanırsın, ona hitap edecek şeyler sürersin ekrana, yada pazara...
Müslümana, Yahudiliği anlatan bir flimi, en kutsal gecesinden yutturmaya kalkmazsın...
***
Maksat bi şeyelr yapmış olmak için oluyorsa, hiç yapma bari eline yüzüne bulaştırma...
***
Onu d ageçin işte bu asıl dini duyguları istismara girer. O tarakta bezin olmadığı halde, sırf dindar insanların, belli gecelerde artan dini hissiyatından faydalanıp, kendince dini yayınlar yapmaya çalışıp, reyting toplama cabasıdır bu...
Budur dini sömürmek...
Budur halın dini hissiyatını istismar etmek...
***
Birde yapabilseler!..
Bediüzzaman'dan

Alın Verin!
ekonomi, karikatür
Televizyon reklamlarında artık kelli felli ekonomi profersörleri, eski Merkez Bankası Müdürleri, ekonomi yazarları rol almaya başladı. Alın verin diyorlar.
Ne alırsanız alın; sakız alın, oyuncak alın, çicek alın ne olursa olsun yeterki alın. Cebinizdeki parayı verin.
Gerçi para ile alışverişte kalmadı pek; kredi kartı var sadece şimdi. Bölece bozuk para derdide yok, bozuk para olmayınca parayı yuvarlama da tarih oldu.
Bozulan para değil artık cebimizin ayarı.
Yuvarlanıp gidende kişisel bütcemiz.
Ama siz yinede boş verin ekonomimizin size ihtiyacı var "alın verin"!
Çırt yapın kredi kartınızla önce ekonominin ağa babası banka kazansın, sonra sırasıyla büyük marketler, holdingler.
Hatta bir alışverişte bilmem kaç kere vergi vereceğiniz için devlette.
Görüyorsunuz ya; bu büyük bankalar, dev holdingler hatta devlet bile bizim paramızla ayakta duruyor.
O duygu sömürüsüne de kanmayın. Bu işten ne eline diken batan çiçekçi ne fırıncı nede çiftçi bi şey kazanıyor.
İşin kaymağını götüren başkaları.
Televziyona çıkıp rol kesenlerde bunu çok iyi biliyor zaten. Şimdiye kadar kimin borusunu
çaldıkları da meydanda.
Amaç o borunun nefesi kesilmesin. Değirmenin suyu akmaya devam etsin.
Senin kredi kartların patlamış kimin umurunda. Sen yeterki "ver".
SAVAŞ derler, TERÖR derler VATAN derler; sen kan verirsin, can verirsin.
Kriz derler yine senin kapını çalarlar "ver "diye.
Bu millet senlerce hep genel verici oldu.
Almayı bilmediği için, almayı istemeyide bilmedi.
Çünkü hep vermek üzerine eğitildi.
Ver...
Ver...
Ver...
***
Basit bir düz mantıkla bakacağız krize şimdi.
Bir kişisel bütce yapmamız gerekirse.
Aylık kazancımız belliyse. Yani gelir belli.
Oturmuşuz masanın başına bu parayı bir ay nasıl kullanacağımızı hesaplıyoruz.
Önce zorunlu ihtiyaclarımızdan başlarız dimi!
Herkesin zorunlu ihtiyaç sıralaması farklıdır ama birbirine benzer yinede.
Kimisinde kira önceliklidir, kimisinde yiyecek içecek.
Hatta artırabilen varsa; hani zor günler için bir iki kuruş kenarda dursun deriz. Dünyanın bin türlü hali var.
İşte şimdi geldik zurnanı o meşhur zart dediği yere.
Eski banka reklamalarını hatırlayanınız varmı?
Eskiden banka reklamlarının çoğu tasarruf üzerineydi.
Çocuklara varıncaya kadar tasarruf düşüncesi aşılanamya çalışırlardı.
Eskiden bankalar "KUMBARA" hediye ederlerdi.
KUMBARALI reklamalar olurdu eskiden.
Faizden bile bahsederken bankalar; senin paranı yatırınca sana ne kadar faiz vereceğini anlatırdı reklamlarda.
Şimdiyse hep ödeyeceğin faizden bahsediyorlar.
Kredi kartı faizi, otomobil kredisi faizi, tüketici faizi, evlenme faizi, ev kredisi faizi, evini yenilenlerin faizi, ev hayal etmenin bile faizi çıkacak yakında rüyalarımıza, hayallerimize hükmedebildikleri zaman...
Aman ha, sakın tasarrufu aklınızdan geçirmeyin siz sadece "verin"
Unutturdular zaten o kelimeyi.
Haydi bi deneme yapın küçük bir çocuğa "kumbara ne demek? diye bi sorun.
Kaç çocuk yatın verebilecek.
***
Aklımızı, sağduyumuzu kullanalım artık bu işe bir son verelim.
"VERMEYELİM"
Oyuna gelmeyelim...
"VERMEYELİM"
Manipulasyona gelmeyelim...
"VERMEYELİM"
Tüketim gazına gelmeyelim...
"VERMEYELİM"
Sen merak etme; çicekci ile fırıncıya bi şey olmaz onlara.
Şimdiye kadar olmadı,
Başlarının çaresine bakarlar.
Yeterki "ONLAR" bizi düşünmesin...
Çünkü "ONLAR"sadece vermek gerekince bizi hatırlıyorlar.
Siz siz olun "VERMEYİN"






























