Roman Abramovich'in Restaurant Fişi!
Yok, yuh yani New York'ta bi restauranda yemek yemek için kadar para verilirmi?
O para kaç işçinin, kaç maaşı?
O para daha hayırlı yerlere harcansa vs...
Gibisinden şeyler söylemeyeceğim.
Kimim parasını nereye ve nasıl harcaması gerektiğini söylemek durumunda değilim. Bu haddimi aşma payımın olduğunu hiç sanmıyorum.
Benimkisi sadece zenginin parası, züğürtün cenesini yorar babında...
Bu arada dikkat ederseniz fiyatı artıranda şaraplar. 3 şişe şaraba 35 bin dolar vermiş.
Şarapta bizi bozduğuna göre, bence özenilecek bi şey de yok hani...
Bir Eşeklikte Sen Yap
duvar kağıdı
Bir soru kendinzi hangi hayvanla özdeşleştirirsiniz yada hangi hayvanları seversiniz?
Cevapları tahmin etmek kolay; aslan, kaplan, kedi, köpek, bülbül. kanarya, kartal, panter, leopar, serçe, kobra, arı, boğa, koç, at vs...
Kimse yada çok az kişi; zürefa, inek, yılan, katır, çakal, tilki, karga vs... der.
Birde eşek...
Nasredin Hocamızı taşımasa pek adını anmayacağız bile. Oysa atalarımızla uzun vakit geçirmiştir, bu uzun kulaklı yaradık.
Benim dedeminde bir eşeği vardı. Tek hatırladığım; üzerine binmek için ilk denememde düşmem! Bir de rengi dedemin deyişiyle "boz" dı. Adı da buydu herhalde, yanlış hatırlmayorsam "boz eşek" derdik o na. Başka ne adı olabilirdi ki. Ona şöyle alangirli, janjanlı bir at düşünmeye bile zaman harcamadık hiç. Bozsa; boz eşek, karaysa; karakacan. Oysa evdeki diğer hayavanlara neler neler seçtik isim olarak. Fırtına, kara yel, rüzgar, siyah inci vs. İsim üzerine değil düşünmek, ev halkı arasında tartışmalar bile çıkar çoğu zaman. Ama o, genelde karakacandır...
Yok eşek haklarını koruma derneği falan kuralım demeyeceğim. Yada "Hepimiz Eşeğiz" pankarları hazırlayım sokağa dökülelim, eşeğe saygı yürüyüşü yapalım hiç demeyeceğim.
Yine de bari bir wallpaper kıyağı çekelim derim.
Masa üstüne bir kaç günlüğüne, bi eşek resmi koysak.
Haha, resimde yukarıda...
Ben koydum...
Sende dene...
Hadi bir "eşeklikte" sen yap....
RollsRoyce
New York’ta bir bankanın önünde duran son model RollsRoyce otomobilden
inen adam, hızlı adımlarla bankaya girdi ve önüne çıkan ilk görevliye, bireysel kredi icin başvuruda bulunmak istediğini söyledi. Görevli onu, müşteri temsilcisine götürdü. Adam, çok acele bir iş için Avrupa’ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beş bin dolar krediye gereksinim duyduğunu söyledi.
Müşteri temsilcisi kısa bir araştırma yaptıktan sonra döndü. “Ticarî ve malî sicilinizi inceledik. Bu krediyi almanız için bir engeliniz yok” dedi ve ekledi: “Fakat bir konuyu belirtmeliyiz. Bizim bankamızla daha önce hiç çalışmamışsınız. Banka olarak sizi resmen tanımıyoruz. Bu nedenle, söz konusu krediyi verebilmemiz için karşılığında sizden bir teminat almak zorundayız.” Adam cebinden RollsRoyce’un anahtarını çıkardı, bankanın müşteri temsilcisine uzattı: “Cok acelem var, uçağa yetişeceğim” dedi. “Kapıdaki Rolls Royce’umu teminat olarak alabilirsiniz.” Kredi işlemleri çok hızlı bir biçimde tamamlandı. Banka Rolls Royce otomobili bankanın garajına çekti, adama da beş bin dolar krediyi verdiler.Müşteri temsilcisi, kişisel merakını gidermek için bir hafta boyunca özel bir araştırma yaptı ve bankalarının bu yeni müşterisinin çok büyük bir iş adamı ve çok büyük bir servet sahibi olduğunu öğrendi. Bir hafta sonra adam yeniden gelip, borcunun ana parası beş bin dolarla, bir haftalık faizi dokuz buçuk doları ödedikten sonra, müşteri temsilcisi bir türlü yenemediği merakının dürtüsüyle sordu: “Sizin, çok büyük bir iş adamı ve çok büyük bir servetin sahibi olduğunuzu öğrendim.” dedi. “Yalnızca kişisel merakımdan soruyorum. Lütfen söyler misiniz, sizin için çok küçük bir miktar olan beş bin dolarlık krediye neden gereksinim duydunuz?” Adam hafifçe gülümsedi: “Siz de bana lütfen söyler misiniz?” dedi. “Böyle lüks bir otomobili, New York’ta hangi kapalı garaja, bir hafta boyunca dokuz buçuk dolara bırakabilirsiniz?!”
***
Para kazanmak başlı başına bir yetenek...
Kişi; çok çalışkan olabilir ve de çok çalışır.
Para kazanmayı çok isteyebilir vede çok hırslıdır.
Eline imkanlar ve fırsatlarda geçmiştir.
Gel gör ki; o işin, kişisi değildir...
Olmayınca olmaz ya hani, işte öyle bir şey...
William Shakespeare'den
berceste
Sevgisinin kepaze edilmesine,Kanunların bu kadar çabuk yürümesine,
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek,
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belâlara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanı?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden,
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
Ama sus, bak güzel Ophelia geliyor.
Peri kızı dualarında unutma beni,
Ve bütün günahlarımı...
...
Hamlet'den
Niye indin lan dağdan!
Birileri geldi.
Sınırın ötesinden.
Güneydoğu tarafından.
Kimisi 34 diyor sayılarına, kimisi 8. Kimileri barış geldi diye otağ kurdu alaylar çekti.
Kimileri sevindi milletimize barış gelecek diye. Milletin çocukları boşu boşuna kırılmayacak diye.
Kimileri milleti buldu, kalablığı gördü, çıktı kürsüye; esti gürledi.
Kimileride neden geldiniz dedi "milletin kürsüsünden".
Kimileri demogoji sanatını konuşturdu; dolaştırdı dolaştırdı lafı. Ez cümle "neden geldiniz, neden silah bıraktınız, hadi geldiğiniz dağa" deseydi, daha iyi anlardı milet.
***
Bir kavgada herkes attığı yumrukları sayar.
Misal Boks maçında bunu sayan hakemler vardır. Kim fazla sümsük vurmuşsa diğerinin suratına, onu galip ilan ederler.
Bir kazan vardır boks maçı sonucunda sayılan yumruklara göre. Sonuçta birtane fazla atmış olsanız galipsiniz. Ya yediğiniz yumruklar. Maçın sonucunda kimin eli havaya kaldırılırsa kaldırılsın; dayak yemişsinizdir, ama az ama çok...
Kazanan daima hiç yumruk yemeden seyre dalan organizasyonlardır. Boks maçını organize edip, bilet neyin satanlar zevkle seyreder, boksörlerin birbirini bataklamalarını...
***
25 yılıdır, bir hesaba görede 86 yıldır, evlatlarımızın eline silah tutuşturup dağa yolluyoruz. kah oradan, kah buradan...
Bu millet vakurdur; vatan için dökülen kanın, verilen canın hesabını tutmaz. Yüreği yanar, yangını bastırmak için sinesini döver. Yinede şikayet etmez. Eline Kur'anını alır şehidin başına okumaya gider...
Başkasının evlatlarıda dağa çıkmaya devam eder. Ayakları üzüerinde elinde tezkeresiyle evledına kavuşan şanslıdır. Şükrünü eda eder. Susar...
Yeter artık, bizim evlatlarımızı niye dağa çıkarıp duruyorsunuz. Neden 25 yıldır bu işi çözemediniz diye sormazlar...
Vakti gelince düğün dernekkurulur evlatlar dağa yolcu edilir. Belkide ana babnın göreceği son düğün dernektir bu...
Birileride böbürlenir, birileri, koşa koşa, güle oynaya, çalgıyla çengiyle, bir emirleriyle ölüme koşuyor diye...
***
Sonuca gelecek olursak:
Yok yok uzun uzdıya yazmayacağım; sonuc çok basit aslında...
Dağa çıkılmayacak, tetiğe basılmayacak.
Birsinin evladı elde silah dağa çıkmazsa, birisinin evladı da elde silah onun peşinden gitmez.
Sonuç; sıfır kayıp...
Ne kadar basit değil mi?
Hadi be sende, nasıl olacak bu diyeceğinizi biliyorum.
Evet basit, millet için basit...
Zor olan millete beni seç diye yalvaranların işi.
Mağaret burada.
Politik zeka, politik kabiliyet burada.
Eh politikayı; ne etliye ne sütlüye bulaşmamak olarak yorumluyorsan, çözümün zor olduğunu görüp çözümsüzlüğe oynuyorsan, kısacası işi çözmeye tıpan yetmiyorsa; Dağdan inenlere "hop niye iniyorsunuz, niye silah bırakıyorsunuz lan, çıkın dağınıza, bizim dertsiz başımıza iş açmayın "dersin.
Faturayı seni oraya gönderen millete kesmek varken, sen niye ödeyesin ki?
Di mi? Akıllı ve tıpasız vekilim benim!..
Beni Koruyun!

Yetişkinler ;
Çocuğun Cinsel İstismarı Nedir?
Kimler Çocuğa Cinsel İstismarda Bulunur?
Hangi Yaştaki Çocuklar Cinsel İstismardan Daha Fazla Etkilenir?
Çocuklar Cinsel İstismara Uğradıklarını Söylerler mi?
Çocuğun Cinsel İstismara Uğradığını Gösteren Belirtiler Nelerdir?
...
Okuyun, okutun! http://www.benikoruyun.com/
Acaba?
Ermenistanla tarihi bir protokol imzaladık. Daha önceki yazılarımı okuduysanız; komşu ülkelerle
Osmanlı Fobi!
Osmanlı hanedanının son temsilcisi Şehzade Ertuğrul Osman Osmanoğlu, on binlerin katıldığı, dualar eşliğinde ebedî istirahatgâhına uğurlandı. Şehzadenin tabutu, Kabe örtüsünün bir parcasına sarılmıştı, cenaze katılan biride resimde gördüğünüz Türk Bayrağını tabuda serdi.
Bu bayrak birilerine batmış olacak ki; akşam Haber Türk kanalındaki, Tarihin Arka Odası adlı programa katılan Suldan II Abdülhamit Han'ın torunlarına bayrağın hesabını sormaya kalktı. Tebessümle ve şaşkınla geçiştirdiler şehzadeler soruyu. Belli ki nelerle karşılaşacaklarına hazırlar, alışıklar.
Şimdi efendim; Şehzade Ertuğrul Osman Osmanoğlu vasiyeti üzerine, Türk Devletinin kanun gereği özel izniyle dedesi Sultan II Abdülhamit Han'ın türbesinin yanına defn edilmiştir. Bu türbe yine malumunuz büyük dedeleri Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin fetihleriyle vasıtasıyla milletemize yadigar kalmıştır. Bu ve buna benzer sebelerlendir ki onbinler, dedelerinin hürmetine şehzadeyi uğurlamaya gelmişlerdir. O onbinlerden birinin serdiği şanlı bayrağımızda; yine Şehzadeenin büyük dedelerinden Sultan III Selimden bize yadigardır. Onun zamanından beri bu bayrak namusumuzdur. Şimdi O bayrağı Sultanın torununun tabutuna sermenin neresi kötü? Vicdanı olan konuşsun lütfen...
Bir abuk subuk soruyu daha söyleyeyim bahsi bitireceğim. Densizin biri "şehzadelere siz hangi millettensiniz?" diye sordu. Yani kendinizi "Osmanlı mı, Türk mü" görüyorsunuz? demek istemiş. Cevap; "bu nasıl soru şimdi" oldu, yine tebessümle.
Ben cevaplayayım
Bir; Osmanlı diye bir millet yok.
İki; bari sana resmi tarihin okuttuğu ilkokul tarih kitaplarına baksaydın da böyle saçmalamasaydın. Ne yazıyor o kitaplarda mealen; "Oğuz Türklerinin, Kayı boyundan gelen Osman beyin kurduğu beyliğin adı Osmanlı beyliğidir."
***
Bütün bu saçma soruların sebebi, Osmanlı Fobidir. Bu korkuyu bize resmi tarih aşıladı. Saltanadı kaldırdık, Padişahları kovduk naraları atıyor bu kitaplar. Korku tohumları ekiyor çocuıkalırmızın dimağlarına.
Söyleyin Allah aşkına İstanbuldan sürülürken, Saltanın bir ayak diremesini duydunuzmu. Olsaydı bu kitaplarda mutlaka yazardı zaten.
Peki gittikleri yerlerden, Türkiye aleyhine, Türkiye devleti aleyhine, Cumhuriyet aleyhine bir fiiliyatta bulunan, bir söz söyleyen Saltanat mensubu var mı? Yok dimi... Olsaydı zaten çarşaf çarşaf yazarlardı, merak etmeyin...
Saltanan, yaşadıkları bunca şeye rağmen, içerde ve dışarda kimsenin ağzına sakız olacak, koz olacak hiç bir eylemde bulunmayarak, asaletlerini göstermişlerdir. Türkiyenin iç ve dış politikasına hiç bir zaman müdahil olmamışlardır.
Olsalardı yazarlardı... Mutlaka okuturlardı zaten:)
***
Yinede Saltanat fobisi o kadar güzel kullanıyorlar ki. Bunca materyal azlığına rağmen, hala Saltanan gelecek, Cumhuriyet yıkılacak türküsünü söyletebilyrlar ya, bravo doğrusu...
Hiç bir suçu olmayan insanlar bu fobi yüzünden suçluymuş muamelesi görüyorlar.
Dedesinin toğrağına gömülmek, dedesinin bayrağına sarılmak suç oluyor...
Biraz ayıpta olmuyor mu?
Hz. Yusuf (a.s.) Flimleri
Bizim hotelde, bir kaç personel ramazan ayı boyunca bir tv kanalında devam eden Hz. Yusuf' (a.s.) hayatını anlatan dizi flimi aksatmadan her gün takip ediyorlar. Turizm işiyle iştigal eden personelin bu ilgisi hoş aslında.
İiftardan sonra bizim Hz. Yusuf ekiminden birkaç kişi yine tv başında, tarihi bir flim izliyorlardı. Sorunca "buda Hz Yusuf flimi ama bu başka. Fakat kafamız karıştı bu başka bi şey anlatıyor sanki" dediler. Dikkatimi çekti bende biraz izledim, bir kaç tane aktörde tanıdık geldi doğrusu, hele birisi Hollywood flimlerinde bile iyi roller alan bir aktör. Özelikle içinde yahudi olan flimlerde murtlaka rol alır! Anlayacağınız gibi bu, yahudiler tarafından çekilen ve kendi inançlarına göre Hz. Yusuf' (a.s.) anlatan bir flim.
Yani bizim tv'ciler Müslümanların en kutsal saydığı gecede, tabiir bağışlayın belki anlarlar diye yazıyorum; İslam alemin nummer one, top 10 listesindeki 1 numarası olan gecede, yahudilik inançlarını anlatan bir flim...
Müslüman mahellesinde, salyongoz satıyorlar...
Pes vallahi...
***
Yok bunda bir art niyet aramıyorum; bu olsa olsa cahilllik...
Tamam bilmiyor olabilirsin...
İslamiyet ilgini çekmemiş olabilir şimdiye kadar...
Fakat bari ticaret kafasıyla düşün be adam ( ya da kadın); insan en azından itap ettiği pazarı, kitleyi tanır.
Bir ürünün talep görmesini, bir flimin izlenmesini istiyorsan; önce hitap edeceğin kitleyi tanırsın, ona hitap edecek şeyler sürersin ekrana, yada pazara...
Müslümana, Yahudiliği anlatan bir flimi, en kutsal gecesinden yutturmaya kalkmazsın...
***
Maksat bi şeyelr yapmış olmak için oluyorsa, hiç yapma bari eline yüzüne bulaştırma...
***
Onu d ageçin işte bu asıl dini duyguları istismara girer. O tarakta bezin olmadığı halde, sırf dindar insanların, belli gecelerde artan dini hissiyatından faydalanıp, kendince dini yayınlar yapmaya çalışıp, reyting toplama cabasıdır bu...
Budur dini sömürmek...
Budur halın dini hissiyatını istismar etmek...
***
Birde yapabilseler!..
Bediüzzaman'dan

Alın Verin!
ekonomi, karikatür
Televizyon reklamlarında artık kelli felli ekonomi profersörleri, eski Merkez Bankası Müdürleri, ekonomi yazarları rol almaya başladı. Alın verin diyorlar.
Ne alırsanız alın; sakız alın, oyuncak alın, çicek alın ne olursa olsun yeterki alın. Cebinizdeki parayı verin.
Gerçi para ile alışverişte kalmadı pek; kredi kartı var sadece şimdi. Bölece bozuk para derdide yok, bozuk para olmayınca parayı yuvarlama da tarih oldu.
Bozulan para değil artık cebimizin ayarı.
Yuvarlanıp gidende kişisel bütcemiz.
Ama siz yinede boş verin ekonomimizin size ihtiyacı var "alın verin"!
Çırt yapın kredi kartınızla önce ekonominin ağa babası banka kazansın, sonra sırasıyla büyük marketler, holdingler.
Hatta bir alışverişte bilmem kaç kere vergi vereceğiniz için devlette.
Görüyorsunuz ya; bu büyük bankalar, dev holdingler hatta devlet bile bizim paramızla ayakta duruyor.
O duygu sömürüsüne de kanmayın. Bu işten ne eline diken batan çiçekçi ne fırıncı nede çiftçi bi şey kazanıyor.
İşin kaymağını götüren başkaları.
Televziyona çıkıp rol kesenlerde bunu çok iyi biliyor zaten. Şimdiye kadar kimin borusunu
çaldıkları da meydanda.
Amaç o borunun nefesi kesilmesin. Değirmenin suyu akmaya devam etsin.
Senin kredi kartların patlamış kimin umurunda. Sen yeterki "ver".
SAVAŞ derler, TERÖR derler VATAN derler; sen kan verirsin, can verirsin.
Kriz derler yine senin kapını çalarlar "ver "diye.
Bu millet senlerce hep genel verici oldu.
Almayı bilmediği için, almayı istemeyide bilmedi.
Çünkü hep vermek üzerine eğitildi.
Ver...
Ver...
Ver...
***
Basit bir düz mantıkla bakacağız krize şimdi.
Bir kişisel bütce yapmamız gerekirse.
Aylık kazancımız belliyse. Yani gelir belli.
Oturmuşuz masanın başına bu parayı bir ay nasıl kullanacağımızı hesaplıyoruz.
Önce zorunlu ihtiyaclarımızdan başlarız dimi!
Herkesin zorunlu ihtiyaç sıralaması farklıdır ama birbirine benzer yinede.
Kimisinde kira önceliklidir, kimisinde yiyecek içecek.
Hatta artırabilen varsa; hani zor günler için bir iki kuruş kenarda dursun deriz. Dünyanın bin türlü hali var.
İşte şimdi geldik zurnanı o meşhur zart dediği yere.
Eski banka reklamalarını hatırlayanınız varmı?
Eskiden banka reklamlarının çoğu tasarruf üzerineydi.
Çocuklara varıncaya kadar tasarruf düşüncesi aşılanamya çalışırlardı.
Eskiden bankalar "KUMBARA" hediye ederlerdi.
KUMBARALI reklamalar olurdu eskiden.
Faizden bile bahsederken bankalar; senin paranı yatırınca sana ne kadar faiz vereceğini anlatırdı reklamlarda.
Şimdiyse hep ödeyeceğin faizden bahsediyorlar.
Kredi kartı faizi, otomobil kredisi faizi, tüketici faizi, evlenme faizi, ev kredisi faizi, evini yenilenlerin faizi, ev hayal etmenin bile faizi çıkacak yakında rüyalarımıza, hayallerimize hükmedebildikleri zaman...
Aman ha, sakın tasarrufu aklınızdan geçirmeyin siz sadece "verin"
Unutturdular zaten o kelimeyi.
Haydi bi deneme yapın küçük bir çocuğa "kumbara ne demek? diye bi sorun.
Kaç çocuk yatın verebilecek.
***
Aklımızı, sağduyumuzu kullanalım artık bu işe bir son verelim.
"VERMEYELİM"
Oyuna gelmeyelim...
"VERMEYELİM"
Manipulasyona gelmeyelim...
"VERMEYELİM"
Tüketim gazına gelmeyelim...
"VERMEYELİM"
Sen merak etme; çicekci ile fırıncıya bi şey olmaz onlara.
Şimdiye kadar olmadı,
Başlarının çaresine bakarlar.
Yeterki "ONLAR" bizi düşünmesin...
Çünkü "ONLAR"sadece vermek gerekince bizi hatırlıyorlar.
Siz siz olun "VERMEYİN"
Altın Kesim Oranı
Sigara yasağı ve Medya
Mevlana'dan
berceste, Hz. Mevlana***
meseleyi kavramak,
meseleyi dert, derdi mesele edinmek
lafta değil, baştadır!
Eski
duvar kağıdı, resim
eskimiş
deniz, rüzgar, dalga
ne değdiyse, bi şeyler alıp götürmüş
selam verdiği, bi şeyler koparmış
***
almadan vermek "Allah'a" mahsus
ayakta kalabilmek için bi şeyler vermek
galiba bu sadece, eskimeyi biraz yavaşlatıyor.
var olabilmek için vere vere, var olan tükeniyor.
***
romantik takılacak olsak;
neler neler yaşanmıştır bu teknede
ne hatıraları vardır şimdi...
çok mu umurunda acaba?
kimleri taşıdı
kimler kuçağına sığındı
kimler için dalgaları göğüsledi
hatıralarıyla teselli buluyormu acaba bu tekne
***
sahi teselli, ne işe yarar?
şifalı bi şey midir?
yemeklerden önce mi , sonra mı alınması lazım?
***
var mı ilacı eskimenin?
sadece madde değil,
sadece vücudu olanlar değil.
bazen duygularda eskimiyor mu?
eski aşklara "ex aşkım" demek bile moda oldu
hep yeniler değil ya bazen eskilerde moda olur?
***
kim eskimiyor ki bu dünya
yada neler neler eskiyip gitmedi mi
***
baki kalan bu gök kubbede
sadece; "Allah'ın Kelamı"
değilmi?
Kokoreç...
resimHayyam'dan
berceste, Hayyam
Ey beni öldü diye bilen ahmak,
Nur Hakk’ın nuru, ten ise toprak
Hak nurunu aldı, ten yine toprak
Ömer HAYYAM
Anteni nereye dikmeli?
komik, yurdum insanı
Yer Cibalikapı civarlarındaki Emir Buhari Tekkesi.
***
Yatanlarada saygısızlık etmek istemiyorum ama burada daha iyi çekiyor anlaşılan...
Öyle değil mi; anten dediğin alet mümkün olduğunca yüksek bi yere konuşlandırılır...
Eleman dört duvarın ortasına, birde kazarak bi çukura koymuş...
İşini yapıyor, çekiyor ki; dimdik ayakta...
***
Acaba o antenle ne seyrediyor desem?
Yobazlık
Nedir yobazlık? Nedir bağnazlık?
Bir zamanlar Ahmet İnam çok güzel tanımlamıştı:" Yobazlar dünyayı boydan boya ikiye ayırırlar. Bizimkiler ve onlar..."
Bir de...
En büyük yanılgımız okumanın, öğrenmenin yobazlığa engel olduğunu sanmak, yobazların cahiller olduğunu sanmamızdır.
Okur yobazlar, bol bol yazan yobazlar vardır.Ama sürekli kendilerini haklı kılmak için okur, yazar yobazlar.
Bir de...
Bana sorarsanız...
Vazgeçtim gündüzlerinden...
Gece kafayı yastığa koyunca hemen uyumayıp kendilerine "nereden geldik, nereye gidiyoruz?" diye sorsalar...
Biraz kuşkulanıp sorgulasalar bildiklerini, öğrendiklerini, fikirlerini...
Düşünce ve inanç tembelliklerini biraz olsun terk etmeyi göze alsalar...
Belki o zaman yavaş yavaş kalkmaya başlar yobazlığın karanlık örtüsü!
(Haşmet Babaoğlu 6-6-209 Sabah)
***
Eh, asıl cahilin okumuşundan korkacaksın Haşmet Abi...
Bunlara göre tek yön vardır, tek fikir, tek renk, tek ses...
Yobaz dediğin kişi başka sese, başka fikire katlanmaz...
Kim yobaz öğrenmek istersen, basacaksın damarına; nasırına basılmış gibi viyaklıyorsa bilki tamyerine bastın. Aha o çıyaklayan adam yobaz...
Bunlar tek damardan beslenirler, tek boyadan sürerler fazla allı güllü, renkli olursa hoşlanmazlar...
Ondandır bizim memelekete onca yıldan sonra geldi renkli ekran, çoklu kanal...
Nasırlarına bastığı içindir Rahmetli Özal'a yobaz demeleri; ne işimiz vardı ki bizim; renkli ekranla, birden çok kanalla...
Bu yüzden senelerdir katlanamadırlar, demokrasiye, çok partili hayata...
İkide bir kapatmıyorlar mı, partileri, demokrasiyi...
Bir zamanlar Ezanın bile Arapça okunmasına, bir başka dile tahammül edememişlerdi.
Tek ses olacaktı herşey..
Tek dil...
Türkçeleştirdiler ezanı...
Orijinal dilinde ezan ancak, çok partili döneme geçince mümkün olabildi...
Hala o yarası kanayanlar var bu memlekette...
***
Onlara göre kapatacağız sınırları...
Ne turist girecek içeri..
Ne de bir vatan evladı uzatacak kafasını sınırdan dışarı...
Kendi yağımızla kavrulacakmışık...
Biz bize yetermişik...
Eh o zaman sen önden buyur usta...
Biz seni tutmayalım..
Micro düzeyde, bize bi göster.
Sen önce kendi kendine yetebildiğini bi ispatla bize...
Sen kendini kurtar...
Bize gölge etme yeter...
***
Bizim kurtuluşumuz, sizden kurtulduğumuz gündür...
Darbe yapmayın başka ihsan istemez...
Hayırlı Olsun!
futbolMayın
Bir mayın yaygarasıdır gidiyor...
Tam eskilerin dediği gibi "at izi, it izine karışmış" durumda...
Her kes bi şey konuşuyor...
Ne çok da mayın mütehassasımız varmış...
Bu arada, ben denizde askerde bayağı uğraşmıştım bu mayın denen başbelasıyla, o yüzden talimliyim bu konuya yani...
***
Birileri "temizlensin" diyor.
Birileri "yok olmaz, böyle iyi dokunmayın" diyor...
Birileri "temizlensin ama, onlar temizlemisin" diyor...
Birileri "verin bana bir kaç asker temizleyip geleyim" diyor. Emeklilik canına tak etmiş adamın, az gaz verseniz, hanımın elektrikli süpürgesini kapıp, bodozlama dalacak sınıra; temizlemeye...
***
Bizde Sn. Erbakan dediği gibi diyelim dostlar; "bunların hepsi fasa fiso"...
***
Mesela mayın meselesi değil...
Tamam topraklar birinci sınıf tarım arizisi
Olsun...
Kime ait bu toprak?
Hazineye.
Devlet her verimli toprağı tarıma açtıda bi burası mı kaldı?
Muhalefet neden yaygara koparıyor...
Mayın temizlemek maksadıyla bu toprak yabancıya kiralanacak, peşkeş çekilecek diye...
Yapancıya kiralanan, satılan, peşkeş çekilen hiç mi yer olmadı Türkiyede?
Bu kadar yaygara koptu mu?
Muhalefet hangisinde, meclisi basmaya kadar götürdü işi?
***
Siz asıl sebebi görmek için başınızı kaldırın ve biraz ileriye bakın...
Asıl mesela ileride...
Mesele "Suriye"
***
Hangi komşumuzla şimdiye kadar iyi geçinmişiz, adam gibi tiçaret yapmışız ki?
Haritayı açın bi bakın ve cevap verin...
Bulgaristanla mı?
Yunanistan?
Ermenistan
Irak?
İran?
Suriye?
***
Yapmadık, yaptırmadılar, yaptırmazlar...
***
İki halka bayramı bile zehir ettiler...
Tel örgüler arkasında bayramlaştı akrabalar...
Ne ticareti; bunlar öpüşmeyi, selamlaşmayı bile yasakladılar, akrabalar arasında...
***
Ne derdimiz vardı bizim Suriye Halkıyla?
Ya da onların bizimle...
Ne zaman kavga ettik biz?
Ne zaman küstük?
Ne tavuğumuza kış dediler
Nede köpeklerine hoşt dedik...
Neden döşendi bunca mayın iki sınır arasına
***
Asıl eşkiya, asıl ölüm Irak tarafından geliyor yıllar boyunca.
Neden orada yok bu mayınlar.
Sınır yol geçen hanı gibi.
Canları istediğinde 200 - 300 kişi gelip, ağır silahlarla karakol bile basıyorlar.
Neden, savaşın olduğu yerde, ölümü engelemek için yok bu mayınlardan...
Yoksa sizin mayınlarınız dostluğu, akrabalığı, ticareti engelemek için mi?
***
Ne güzel demiş büyük ozan Ahmet Arif:
Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...































